Festival keyfimize nazar değdi maalesef bir çok biletimiz olmasına rağmen sevgilimin bu pazartesi Japonya'ya gidecek olmasından dolayı acayip yoğun bir hafta geçiriyoruz.Haftanın ilk günleri o tarafa bayram ziyaretleri bu tarafa allahaısmarladık ziyaretleri ile geçti.Diğer iki gün de G.in makale yazmasıyla.Bu akşama yine bir bayram ziyareti bizi bekliyor.Mesela yarın akşama da Şark Dişçi'sine biletimiz var ki o kadar zor bulduk gidip gidemeyeceğimiz hala meçhul:)Bu arada durmadım evde iki tane film izledim biri herkesin bildiği Amelie diğeri de Nesli Çölgeçen'in Denizden Gelen filmi hani sokaklarda görürüz saat,parfüm vs satan siyahi adamlar vardır yanından gelip geçeriz bu biraz onların hikayesi.Her film farkındalık yaratıyor bilmediğin bir dünyanın kapılarını aralıyor ya bayılıyorum o hisse.Bir de filmde oynayan küçük çocuk yerim seni,ye-rim!!!29.İstanbul Film Festival 'de gösterilmiş bu film bence oldukça başarılı.
Bugünlere kısa bir not düşmek istedim fırsat bulmuşken.Sevgiler...
13 Nisan 2012
06 Nisan 2012
Bir kutlama,İki film
Salı akşamı babamın doğum günüydü ailece toplandık ailemizin en yeni üyesi sevgilim de geldi:)Güzel bir akşam geçirdik.Çarşamba günü akşamı ise festival programımıza kaldığım yerden devam ettik.Beyoğlu Sinemasında Çingene (CIGAN) filmini izledik.Çek Cumhuriyeti'nde yaşayan bir grup çingenenin hayatını gösterirken olayları bir kişi üzerinden işliyor:Adam isimli bir genç.Filmin babasının ölümüyle başlıyor.Bu olaydan sonra verdiği hayat mücadelesini anlatıyor.Ama arka planda büyük bir ırkçılığı,ayrımcılığı gözler önüne sürüyor film.Film olarak beğendiğimi söyleyemem ama ötekileştirdiğimiz hayatları onların içinden görmenin öneminin büyük olduğuna inanıyorum o yüzden iyi ki izlemişim.
Perşembe günü ise sabah dershaneye gittim iki dersim vardı sonra benim soru çözüm günüm yani bütün gün dershanede olmam gerekiyordu ama çocuklar YGSden yeni çıktıkları için soruları falan yok tabi.Bu durumda da bana güzel,güneşli bir öğleden sonra kalıyordu.Aynı şekilde iş yerinden arkadaşım Ece içinde.Napsak dedik gidip denize nazır bir yerde kitap okuyalım dedik.Kavacık'tan Çengelköy'e geçtik.Önce yemek yedik Çengel'de.Sonra Çınaraltına geçtik bir çay söyledik.Ama o kadar gürültü vardı ki çayımız biter bitmez kalktık.Ve Yeniköy'e geçtik:)Küçük çapta bir İstanbul turu:)Ama Yeniköy'de aradığımız huzuru bulduk.Yeniköy Lokali mi derneği mi ne öyle bir yer o kadar güzel ki üç saat falan oturduk konuştuk okuduk.Gayet güzel oldu.Sonra da Kadıköy'e geçtim ben akşama film vardı.Yani turum bitmedi:)Akşam da Nilü,ben ve sevgilim çok güzel bir film izledik.'Azrail'i beklerken' işte bu film bu seneki festivalin benim izlediklerim arasında en iyisiyidi çok beğendim.Zaten Persepolis'in yönetmeninden.Çizgi romandan uyarlanmış film.İran'da keman sanatçısı olan Nasser'in hayatının sekiz gününü anlatıyor ama ne sekiz gün.Anlatıcı ise Azrail yani sekiz günün sonunda öleceğini söylemek spolier vermiş olmak demek değildir diye düşünüyorum çünkü bu çok açık.Zaten de önemli olan o sekiz günde neler olduğu,daha da evveliyatı hatta.Yani bulun izleyin derim ben çok keyif alacaksınız eminim.
Şimdi salıya kadar filmimiz yok Paskalya geliyor yoğun bir program bizi bekliyor.Salı gününden itibaren yine yazacağım inş.Sevgiler...
![]() |
| AZRAİLİ BEKLERKEN ÇİZGİ ROMANI |
![]() |
| AZRAİLİ BEKLERKEN in MUHTEŞEM AFİŞİ |
02 Nisan 2012
Film filmi çeker
Ben aslında bugün festivalde izlediğim filmleri yazacaktım ama eve geldiğimde babam,annem,babaannem ve anneannem oturmuş çay ve mısır patlağı eşliğinde "Çınar Ağacı" filmini izliyorlardı ilk yirmi dakikayı kaçırmıştım gerçi ama hemen kuruldum bende.Çok gördüm bu filmi bloglarda izlemeyen bir ben kalmıştım herhalde ama iyi ki de izlemişim çok güzelmiş hele ailenin çınarlarıyla beraber izlemek daha bir manidar oldu.Yönetmeni de Handan İpekçi imiş.Onun "Büyük Adam Küçük Aşk" filmini de çok sevmiştim.Gelelim bugünkü festival filmlerine ilk film Rexx'teydi bir yol hikayesiydi.Filmin adı Akasyalar idi.Kamyon şoförü ile kamyonuna aldığı çocuklu bir kadınla yolda geçirdikleri kesiti anlatıyordu.Bence izleyen herkes Selvi Boylum Al Yazmalım'ı hatırlamıştır.Hee yanından geçemez ya işte kamyon kırmızı olunca yanına da kadın oturunca insan hatırlamadan edemiyor.Bu kadar sığ bir film yorumu da olamazdı herhalde ya neyse:)
![]() |
| bu klasik fotodan olmazsa olmazdı:))) |
yaşlarını tutamıyor.İnsanlar çok vahşi diyemiyorum çünkü bazıları da insan sıfatını o kadar güzel özelliklerle dolduruyor ki genelleme yapamıyorum.Kısacası bu film görülmeli.Bugünün bilançosu ağır oldu bir günde üç film:))YGS de bitti bu arada yarından itibaren LYS konularını anlatmaya başlıyorum.Bu kadar keyiften sonra yarın işe adapte olmak zor olacak herkeste pazartesi sendromu olur biz dershanecilerde salı sendromu:)O yüzden benim için yeni hafta yarın başlıyor dolayısıyla herkese iyi haftalar:))
Festivalin ilk filmi
Festivalin açılışını daha bugün yapabildim.Akşam sevgilimle Taksim'de buluştuk,Ara Cafe'de kahvemizi içtik ve 21.30 da Fitaş'ta başlayacak olan filmimize doğru yollandık.Filmin adı Dipnot bir İsrail yapımı.Cannes 'da en iyi senaryo ödülünü almış böyle bakınca beklenti yüksek oluyor tabi.Film üniversitede araştırma görevlisi olan baba ve oğul arasındaki rekabeti anlatıyor.İkisi de aynı konu üzerinde çalışıyorlar ama oğul hep daha başarılı ama büyük ödülün babaya verileceği açıklanıyor derken olaylar gelişiyor.
Fakat ben çok sıkıldım ve hatta gözümü uykudan kapanmasına engel olmak için çok uğraştım.Allahtan filmin süresi uzun değildi yoksa döşeği serecektim oraya.Çıkışta da sevgilimin kuzeni aradı onun izlediği film çok güzelmiş Kafa Avcıları.Hava da buz gibiydi arabaya gidene kadar donduk.Maşallah nisan hemen yağmuruyla geldi.Yarın iki filmimiz var taze taze yazayım bunu dedim.Ben sanatsal şeyleri kolay çizmem ama buna gitmeyin derim...
Fakat ben çok sıkıldım ve hatta gözümü uykudan kapanmasına engel olmak için çok uğraştım.Allahtan filmin süresi uzun değildi yoksa döşeği serecektim oraya.Çıkışta da sevgilimin kuzeni aradı onun izlediği film çok güzelmiş Kafa Avcıları.Hava da buz gibiydi arabaya gidene kadar donduk.Maşallah nisan hemen yağmuruyla geldi.Yarın iki filmimiz var taze taze yazayım bunu dedim.Ben sanatsal şeyleri kolay çizmem ama buna gitmeyin derim...
30 Mart 2012
Karaduygun
Sema Kaygusuz :"Kim susabilir böyle bir anıyı" demiş Karaduygun'da ben de diyorum ki kim susabilir böyle bir kitabı böyle bir yazarı.Salı günü arkadaşımla buluşucaktım Kadıköy'de onun işten çıkmasını beklerken en sevdiğim iş olan kitapçı gezmelerini yapayım dedim.İnternette yeni kitabının çıkmış olduğunu görmüştüm ama almayı düşünmemiştim evde bekleyen onca kitap varken.Ama sonra şöyle düşündüm neden ilerde kütüphanemi miras bırakmayı hayal ettiğim çocuğum evde Karaduygun'un ilk baskısı var diye mutlu olmasın ki.Çünkü Sema Kaygusuz bu genç yaşında bu kadar başarılıyken daha sonraki yıllarda kim bilir daha neler neler yazacak.Tüm bunların ötesinde kitabımı aldım gittim Baylan'a okumaya başladım bazı yerleri o kadar soyut gibi dursa da bu kadar insana dokunan bir şey olamaz."Aynı denize baktığım için buluşabileceğim "birini Adak verdim.
Sana Musallat olana güldüm eğlendim,
İki değişik lokma'nın ilki neredeyse boğazımda kaldı.
Karaduygun'un melankolik demek olduğunu öğrendim.
Hüzünlü ile kederli arasındaki ayrımlara bayıldım!
"Hüzünlülerin çoğunun utangaçlığı görgüden doğar,kederlilerinki ise eziklikten.Hüzünlüler lafı gediğine koyar,kederliler küfreder.Hüzünlülerin kahramanları vardır,kederliler birbirleri için kahramanlık ederler...
Bir de Hüzünlüler yaptıkları iyilikleri asla unutmazlar.Kederlilere gelince onlar daima iyilik gördükleri insanları anımsarlar.Şükran duygusunu o denli abartırlar ki can sıkıcı hale gelebilirler.İster istemez bu iki sınıfın hayalleri de değişik olur.Hüzünlülerin en büyük hayali içsel dengeyi ve huzuru yakalamaktır,kederliler huzuru budalalıktan sayıp dünyayı değiştirmek isterler.(syf 73-74)
ve daha neler neler bu kitap öylesine güzel olmuş ki...
Not:İtalik yazdığım yerler kitabın bölümleri
Bir ses böler geceyi
2010 yılında Beyoğlu'ndan almış olduğum bu kitabın filminin çıktığını duyunca okumak için tam sırasıdır dedim.Ve sanırım bir günde okuyup bitirdim.Kitap çoğunlukla alevilikle ilgiliydi.Yine bir ölüm vardı işin içinde ve birbirine teğet geçen iki ayrı hikaye.Benim kitaptan aktaracağım yerler unutmak istemediğim bölümler olacak.Bunlar hep kulaktan dolma bilgilerle bildiğim şeylerdi bazılarını ise hiç bilmiyordum.İşte onlardan bir kaçı:
"On İki İmam, Hz.Ali ve onun inancını sürdüren çocuklarıyla torunlarıdır.Hz.Ali öldürülünce,oğullarından Hz.Hasan kalleşçe zehirlendirildi,Hz. Hüseyin ise Kerbela'da şehit edildi.Ama onların çocukları ve torunları dedelerinin inançlarına sahip çıktı.İşin ilginci on bir imam ecel şerbetini içerek öteki dünyaya göçerken,On İkinci İmam Muhammed Mehdi ölmedi,bir gün kayıplara karışıp gitti.Onu bir daha ne gören ne duyan oldu.Bu öylesine bir kayboluş değildi oğul.Anlayana bir işaret çözene şifreydi:"Zulmün altındayken bile umudunuzu kaybetmeyin,zira vakit saat yetince gelip sizi kurtaracağım."demek istiyordu Muhammed Mehdi Efendimiz..."(Ümit,2010 syf:13)
Gelelim Melamilik kavramına hani deyişlerde geçer melanet hırkası hep duyardım ama ne olduğunu bilmezdim.Önce melanetin kelime anlamına bakarsak büyük kötülük,lanetlenecek iş demek TDK'ye göre.Açarsak Melamiler tasavvuf içinden tasavvufçulara karşı çıkan bir zümredir,tanrıya ulaşmak için zikrin değil fikrin rol oynadığına inanırlar."(Gölpınarlı,2004 syf:162)Yani klasik bir sofu gibi davranmak yerine halkın ayıpladığı şeyleri yapmaktan kaçınmazlar hatta bu hassasiyetlerin üzerine giderler ve kendilerine katılmak isteyenleri de bu yolla sınarlar.Mesela Elif Şafak'ın Aşk kitabında Şems'in Mevlana'yı meyhaneye çağırdığı kısım gibi.Melamet hırkası da bu kişilerin dışarıdan bakınca Allah yoluna adandıklarının anlaşılmaması için büründükleri varsayılan kıyafet.
İkrar:Tarikata yola girmek için verilen sözdür.
İkrar bend olmak:Alevi olmamasına karşın Hz.Ali ve On İki İmam sevgisini ,içinde duyan,söz vererek,içini dökerek Hacı Bektaş yoluna bağlanan kişi.
Bir de bildiğimiz ama çoğu zaman kendimizi dizginlemek konusunda başarısız olduğumuz bir kısmı aynen aktarıyorum:
"Lakin bilmek öyle kolay iş değildir kızanım.Bilmek için bıkıp usanmadan çalışmak,susuz kalmış bir çiçek suyu nasıl emerse öyle iştahla öğrenmek gerekir.Diyelim ki öğrendin,yine yetmez.Niye bildiğini ,niçin öğrendiğini de unutmaman gerekir.Bilgi,Hakk'ın bize sunduğu bu dünyayı ,canlıları korumak içindir.Eğer bunların tersine iş görürse yıkıcı olur.İnsan bilginin efendisidir,bilgi insanın değil.Öğrenmenin zararı olmaz derler,ama dikkat etmek lazım,amaçsız bilgi maymuna çevirir insanı.Birden bakmışsın farkına varmadan bilgiçlik taslamaya ,sağa sola tafra yapmaya başlamışsın.Oysa tafra atmak cahillerin harcıdır.Önce bilgi yükünü taşımayı öğrenmeli insan.Kolay iş sanma.Çünkü taştan daha ağırdır bilgi.Bu yükü taşımak sabır ister,metanet ister.Taşımayı bilmeyenler daha ilk engebeden kaldırır atarlar sırtlarındaki yükü.Taşımayı bilenler ise en dik yokuşlara bile tırmanırlar.Çünkü onlar taşıdıkları yükün bu dünyada insanlara,ahirette Allah'a lazım olduğunu bilirler.Zirveye ulaştıklarında ise tek kazançları kamil insan olmaktır."(Ümit,2010,syf:84)
Kaynakları karışık okudum ama şuralara baktım:
Gölpınarlı,A.(2004).Tasavvuf. İstanbul: Milenyum Yayınları
Ümit,A.(2010).Bir Ses Böler Geceyi. İstanbul:Doğan Kitap
http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=63936&page=3
http://www.derkenar.com/mavra/melamet-hirkasi/
"On İki İmam, Hz.Ali ve onun inancını sürdüren çocuklarıyla torunlarıdır.Hz.Ali öldürülünce,oğullarından Hz.Hasan kalleşçe zehirlendirildi,Hz. Hüseyin ise Kerbela'da şehit edildi.Ama onların çocukları ve torunları dedelerinin inançlarına sahip çıktı.İşin ilginci on bir imam ecel şerbetini içerek öteki dünyaya göçerken,On İkinci İmam Muhammed Mehdi ölmedi,bir gün kayıplara karışıp gitti.Onu bir daha ne gören ne duyan oldu.Bu öylesine bir kayboluş değildi oğul.Anlayana bir işaret çözene şifreydi:"Zulmün altındayken bile umudunuzu kaybetmeyin,zira vakit saat yetince gelip sizi kurtaracağım."demek istiyordu Muhammed Mehdi Efendimiz..."(Ümit,2010 syf:13)
Gelelim Melamilik kavramına hani deyişlerde geçer melanet hırkası hep duyardım ama ne olduğunu bilmezdim.Önce melanetin kelime anlamına bakarsak büyük kötülük,lanetlenecek iş demek TDK'ye göre.Açarsak Melamiler tasavvuf içinden tasavvufçulara karşı çıkan bir zümredir,tanrıya ulaşmak için zikrin değil fikrin rol oynadığına inanırlar."(Gölpınarlı,2004 syf:162)Yani klasik bir sofu gibi davranmak yerine halkın ayıpladığı şeyleri yapmaktan kaçınmazlar hatta bu hassasiyetlerin üzerine giderler ve kendilerine katılmak isteyenleri de bu yolla sınarlar.Mesela Elif Şafak'ın Aşk kitabında Şems'in Mevlana'yı meyhaneye çağırdığı kısım gibi.Melamet hırkası da bu kişilerin dışarıdan bakınca Allah yoluna adandıklarının anlaşılmaması için büründükleri varsayılan kıyafet.
İkrar:Tarikata yola girmek için verilen sözdür.
İkrar bend olmak:Alevi olmamasına karşın Hz.Ali ve On İki İmam sevgisini ,içinde duyan,söz vererek,içini dökerek Hacı Bektaş yoluna bağlanan kişi.
Bir de bildiğimiz ama çoğu zaman kendimizi dizginlemek konusunda başarısız olduğumuz bir kısmı aynen aktarıyorum:
"Lakin bilmek öyle kolay iş değildir kızanım.Bilmek için bıkıp usanmadan çalışmak,susuz kalmış bir çiçek suyu nasıl emerse öyle iştahla öğrenmek gerekir.Diyelim ki öğrendin,yine yetmez.Niye bildiğini ,niçin öğrendiğini de unutmaman gerekir.Bilgi,Hakk'ın bize sunduğu bu dünyayı ,canlıları korumak içindir.Eğer bunların tersine iş görürse yıkıcı olur.İnsan bilginin efendisidir,bilgi insanın değil.Öğrenmenin zararı olmaz derler,ama dikkat etmek lazım,amaçsız bilgi maymuna çevirir insanı.Birden bakmışsın farkına varmadan bilgiçlik taslamaya ,sağa sola tafra yapmaya başlamışsın.Oysa tafra atmak cahillerin harcıdır.Önce bilgi yükünü taşımayı öğrenmeli insan.Kolay iş sanma.Çünkü taştan daha ağırdır bilgi.Bu yükü taşımak sabır ister,metanet ister.Taşımayı bilmeyenler daha ilk engebeden kaldırır atarlar sırtlarındaki yükü.Taşımayı bilenler ise en dik yokuşlara bile tırmanırlar.Çünkü onlar taşıdıkları yükün bu dünyada insanlara,ahirette Allah'a lazım olduğunu bilirler.Zirveye ulaştıklarında ise tek kazançları kamil insan olmaktır."(Ümit,2010,syf:84)
Kaynakları karışık okudum ama şuralara baktım:
Gölpınarlı,A.(2004).Tasavvuf. İstanbul: Milenyum Yayınları
Ümit,A.(2010).Bir Ses Böler Geceyi. İstanbul:Doğan Kitap
http://www.aleviforum.com/showthread.php?t=63936&page=3
http://www.derkenar.com/mavra/melamet-hirkasi/
26 Mart 2012
Son zamanlarda okuduklarım üzerine kısa notlar
Madam Bovary'nin üzerimde yarattığı karamsarlığın ardından Elif Şafak okudum.Araf isimli kitabını.Oh dedim özlemişim Şafak okumayı.Değişik değişik tipler,yaşamlar bir anda farklı ve yaşıma yakın kişilerin hayatını okumak çok iyi gelmişti.Aslında Emma gerçekliğinden kaçıyordum.Flaubert nasıl olmuştu da bundan tam 155 yıl önce bunları yazmış ve sanki dün yazılmış gibi güncelliğini koruyordu ve ne kadar da doğruydu.Ama doğru olmak mutlu olmak demek değildi her zamanki gibi.O yüzden Araf ile kafa dağıtmak iyi gelmişti.Ömer,Abed ve Piyu herhalde en az Piyu'yu sevdim.Alegra'yı bir türlü sevemediği için.Debra'yı sevmedim kendini beğenmiş bulduğum için.En çok Zarpandit'i sevdim o kendini hiç sevmese bile.Elif Şafak'ı da bir kez daha sevdim bu kadar donanımlı olduğu için ama Araf iyi bir romandı diyemem kendi adıma.Karakterler evlere şenlikti özellikle Abed'in annesi Zehra Teyze ama kurgu daha güzel olabilirdi yine de iyi ki varsın Elif Şafak entel camia seni yerin dibine vursa da...
Gelelim Yeraltından Notlar'a...Bu yükte hafif pahada ağır bir kitap tabi ki.Ustalık ayrı bir şey gerçekten.O kadar basit bir dille neler neler anlatmış yine Dostoyevski.Önce bilimselliği akılcılığı yerden yere vurmuş iki kere ikinin beş etmesi ümidi ile.Sonra çıkarcılıktan,kötülükten dem vurmuş..İkinci bölümde ise bu fikirlerini hikayeleştirir ki zaten burası akar gider.Ben kitaplarımın altını çizerek okuyan biriyimdir.Bu kitapta pek bir yer çizemedim aksi takdirde bütün kitap fosforlanacaktı.Bir kaç alıntı yapacağım yine de buraya iyice beynime kazınsınlar diye.İşte onlardan bazıları:
".....evet, insanın tek yaptıgı sey , iki kere ikilerin peşine düşmek, okyanusları asmak, bu ugurda seve seve yasamını vermektir; ama öbür yandan aradıgını bulacagı için de ödü patlar. çünkü bulursa arayacak başka bir seyi kalmayacagını hissetmektedir. işçiler işlerini bitirince para alırlar; daha sonra da gidecekleri bir meyhane, düşecekleri bir karakol cıkar nasıl olsa. işte size bir haftalık iş güç. peki ama biz nerelere gideriz? onun için hedefe her varışta bir tedirginlik duyulur. insanoğlu amacına dogru ilerlemeyi sever, fakat amacını elde etmeyi değil. çok gülünç bir durum dogrusu. insanın yaratılıştan gülünç bir varlık olmasındandır bütün terslik zaten. iki kere iki dört çekilmez bir şey. iki kere iki dört, bana sorarsanız küstahlıktır. iki kere iki dört, ellerini bögrüne dayayarak yolumuzu kesen, sağa sola tükrük sacan bir külhanbeyinin ta kendisidir. iki kere iki dördün yetkinliğine inanırım, ama en çok övülmeye değer bir şey varsa, o da iki kere ikinin beş etmesidir."
"(...)diyelim, gerçekten günün birinde bütün istek ve kaprislerimizin formülü bulunuverse; daha doğrusu isteklerimizin neye bağlı olduğu, hangi yasalara göre oluştuğu, nasıl değiştiği, değişik durumlarda ne gibi yönler aldığı üstüne kesin matematik formülleri ortaya çıkarılsa... o zaman, işte o zaman insanlar belki de isteklerinden vazgeçecekler, hem de yüzde yüz vazgeçeceklerdir. çizelgeye bakarak istemenin ne tadı kalır?"
"(...) kolay elde edilmiş bir mutluluk mu, yoksa insanı yücelten acı mı daha iyi? evet, hangisi daha iyi?"
baylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık."(...)değil fazlasıyla bilinçli olmak, bilinci her türlüsü hastalıktır."
"Eskiden hak uğruna kan dökülür, istendiği kadar insan iç huzuruyla öldürülürdü; çağımızda kan dökmeyi iğrenç bir davranış saydığımız halde yine de bu iğrenç işle uğraşmaktayız, hem de eskisinden daha çok. hangisinin daha kötü olduğuna barın kendiniz karar verin."
Gelelim Yeraltından Notlar'a...Bu yükte hafif pahada ağır bir kitap tabi ki.Ustalık ayrı bir şey gerçekten.O kadar basit bir dille neler neler anlatmış yine Dostoyevski.Önce bilimselliği akılcılığı yerden yere vurmuş iki kere ikinin beş etmesi ümidi ile.Sonra çıkarcılıktan,kötülükten dem vurmuş..İkinci bölümde ise bu fikirlerini hikayeleştirir ki zaten burası akar gider.Ben kitaplarımın altını çizerek okuyan biriyimdir.Bu kitapta pek bir yer çizemedim aksi takdirde bütün kitap fosforlanacaktı.Bir kaç alıntı yapacağım yine de buraya iyice beynime kazınsınlar diye.İşte onlardan bazıları:
".....evet, insanın tek yaptıgı sey , iki kere ikilerin peşine düşmek, okyanusları asmak, bu ugurda seve seve yasamını vermektir; ama öbür yandan aradıgını bulacagı için de ödü patlar. çünkü bulursa arayacak başka bir seyi kalmayacagını hissetmektedir. işçiler işlerini bitirince para alırlar; daha sonra da gidecekleri bir meyhane, düşecekleri bir karakol cıkar nasıl olsa. işte size bir haftalık iş güç. peki ama biz nerelere gideriz? onun için hedefe her varışta bir tedirginlik duyulur. insanoğlu amacına dogru ilerlemeyi sever, fakat amacını elde etmeyi değil. çok gülünç bir durum dogrusu. insanın yaratılıştan gülünç bir varlık olmasındandır bütün terslik zaten. iki kere iki dört çekilmez bir şey. iki kere iki dört, bana sorarsanız küstahlıktır. iki kere iki dört, ellerini bögrüne dayayarak yolumuzu kesen, sağa sola tükrük sacan bir külhanbeyinin ta kendisidir. iki kere iki dördün yetkinliğine inanırım, ama en çok övülmeye değer bir şey varsa, o da iki kere ikinin beş etmesidir."
"(...)diyelim, gerçekten günün birinde bütün istek ve kaprislerimizin formülü bulunuverse; daha doğrusu isteklerimizin neye bağlı olduğu, hangi yasalara göre oluştuğu, nasıl değiştiği, değişik durumlarda ne gibi yönler aldığı üstüne kesin matematik formülleri ortaya çıkarılsa... o zaman, işte o zaman insanlar belki de isteklerinden vazgeçecekler, hem de yüzde yüz vazgeçeceklerdir. çizelgeye bakarak istemenin ne tadı kalır?"
"(...) kolay elde edilmiş bir mutluluk mu, yoksa insanı yücelten acı mı daha iyi? evet, hangisi daha iyi?"
baylar, yemin ederim, her şeyi fazlasıyla anlamak bir hastalıktır; hem de tam anlamıyla, gerçek bir hastalık."(...)değil fazlasıyla bilinçli olmak, bilinci her türlüsü hastalıktır."
"Eskiden hak uğruna kan dökülür, istendiği kadar insan iç huzuruyla öldürülürdü; çağımızda kan dökmeyi iğrenç bir davranış saydığımız halde yine de bu iğrenç işle uğraşmaktayız, hem de eskisinden daha çok. hangisinin daha kötü olduğuna barın kendiniz karar verin."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






