Doktor, kardeşime ve bana annemin kötü sonuna hazır olmalısınız demişti. Babam da yoktu yanımızda üstelik. Nasıl da bizim gibi küçük çocuklara güvenip bunu bize söylemişti. Biz kimdik ki...Bunu söylediğinde annem yürüyordu, duşunu alıyordu. Çok iyyidi sadece kan değerleri kötüydü o kadar. Ama geçecekti. Geçmedi. Her gün bir şeyleri yapamaz oldu. Kalkamaz, tuvalete gidemez ve en son konuşamaz hale geldi. Her şey inanılmaz derecede kötüydü. Tarif edilemez boyutta kötü bunu anlatmanın bir yolu yok bunu ancak yaşayanların bilebileceğini düşünüyorum belki bir de yazarların çünkü -ben bunları anlatmayı sevmem ama bu yazıyı yazmaya beni iten şey- az önce izlediğim Pelin Esmer'in 'İşe yarar bişey' filminde Cortazor'un bir hikayesini anlatıyorlardı. Ölümü kurtuluş gören bir adamın sarı bir çiçek karşısında hayret ve hayranlık içinde kalması. Bunu duyduğumda çok sarsıldım çünkü hastane bahçesinde sinir krizi geçirdikten kısa bir süre sonra hastane peyzajı içine yerleştirilmiş topraktan fışkıran çiçekleri görünce tam olarak aynısı hissetmiştim. Annem ölüyordu, dünyam kayıyordu ama gürül gürül bir hayat akmaya devam ediyordu. O nasıl güzel bir çiçekti, ölürsek biz de bir daha göremeyecektim onu. Ve evet ölecektim bugün annem yarın ben. Gerçekten öyle bir şey varmış. Yalnız askerler ve yaşlılar değil sıradan insanlar da ölüyormuş. Ama ben gurbette bir başımayken ne kadar da istemiştim bazen ölmeyi ya da öyle sanmışım ne budalaymışım. Yaşama arzusu ne denli büyükmüş içimde. Bunu görmek ve bu sefer de ölmekten korkmanın eşlik ettiği günler. Hayat tuhaf bir deney tahtası ama öyle güzel ayarlanmış ki her şey biz sıradan ölümlüler için. Şimdi yine benzer günler bir hastalık var ama bize gelmeyecek, gelmez ki değil mi:))
Üç film izledim geçen haftadan beri onları yazacaktım ama bu çıktı iyi ki de çıktı bazı acıları bir nebze bile konuşabilmek ilaç. Eğer dinleyenler acılardan beslenmiyorlarsa.
13 Nisan 2020
03 Nisan 2020
deneme bir iki
Okumalara gelince elimde beş altı kitap gelip geçiyorlar. Zaman bahanesi yok artık hiçbirimizde belki problem başka yerlerde. Sanırım elimizdeki telefonlarda. Hele ki böyle kimselerle görüşemediğimde iyice instagrama düşüyorum. Bir de eski belam hay day e sardım. Bir yandan da kelimelik. Elim on dakikada bir telefonda. Geçtiğimiz günlerde elimden düşürdüm ekranın yarısı gitti, evren bana pahalıya mal olan bir mesaj vermeye çalışıyor diye yorumladım.
Yeni yemekler deniyorum herkes gibi. Yeni derken bana yeni tabi:) Pancarı haşlayıp rendeleyip sarımsaklı yoğurtla karıştırdım benim için yüzyılın buluşuydu aklım neredeymiş bunca yıl...Gerçi sarımsaklı yoğurdu neye koysan güzel oluyor ayrı mesele.
O değil de yeşillikleri çok özledik onu ne yapacağız.
Bir şeyler karaladım burada olan varsa ses etsin mutlu olurum:) Nâzım'la bitiriyorum.
...ağız dolusu gülmeyi unutma hiçbir zaman
İçeride on yıl, on beş yıl,
daha da fazlası hatta
geçirilmez değil,
geçirilir
kararmasın yeter ki
sol memenin altındaki cevahir.
ps:Foto Nagoya'da en çok sevdiğim dükkan Franc&Franc'den. Nereden baksan beş senesi var. Umarım yine gidebiliriz bir gün
20 Haziran 2017
bak yerazness geliyor, selam veriyor:)
Merhaba
Nasıl özlemişim blogumu, tarifi yok. Meğerse ne büyük lüksmüş, kendi başıma kalıp şuraya iki satır yazabildiğim anlar. Canım kızım beş ay on günlük oldu. Onunla ilgili anılarımı yazdığım bir defterim hali hazırda var dolayısıyla burada çok detaylı bahsetmeyeceğim. Burayı beynimin ve kalbimin yüzde doksanını doldurmuş olan bebekli hayattan bir kaçış noktası olarak kullanmaya karar verdim. Ne kadar bağımsız kalabilirim bilmiyorum:) Ama deneyeceğim. Edebiyat, müzik, film olabilirse seyahat belki biraz resim hakkında yazmak istiyorum.( Resim sanatı hakkında bilgim olduğu için değil yazarak ve anlatarak öğrendiğim için) Ve tabi akıp giden hayatımdan da bir şeyler paylaşmak istiyorum. Buraya söz vermek beni dürtsün istiyorum. 20 Haziran yani bugün itibariyle her salı bir yazı yazacağım. Konu ne olur şimdilik bilmiyorum. Bugünlük bu haftamın gündemini yazayım. Yazmak olayından iyice koptuğum için bugünlük madde madde gideceğim.
*Nora'ya bugün ilk defa bir çay kaşığı yoğurt verdim. (ha neydi, bebekli hayattan bahsetmeyecektim.)
*Bayramda İstanbul'da kalma kararı aldık. Hem evde de yapılması gereken ufak tefek işler var, iyi oldu.
*Fİ'yi herkes gibi ben de severek izledim bitirdim. Sonu çok fazla Black Swan olmamış mı?!
*Bir sürü yarım kalan kitabım var ve bu çok canımı sıkıyor.
*Nora'ya mama sandalyesi alacağız ikea antilop düşünüyorum, burayı okuyan anne varsa fikrini belirtirse çok memnun olurum.
*Bazı kitaplarımı ayıklamak istiyorum bedava da verebilirim ama gerçekten okuyacak biri olsun istiyorum bir de elden alma imkanı olsun istiyorum çünkü çoğu zaman dışarı çıkma şansım olmayabiliyor.
*Japonya'yı çok özlüyorum.
*İki yüzlü, yanar döner insanları çok kafama takıyorum.
*Deniz Bolsoy Erdem'in Terapi Defteri kitabını sonunda parama kıyıp aldım, pişman değilim.
*Dün akşam film kanalında 'Gelinin Babası' filmini izledim ve ilk defa evin küçük kızı rolüyle eşleştirmedim kendimi artık gelinin annesi olmuştum. Çok tuhaf.
*Sergül geldiği için mutluyum.
*Ceren geleceği için umutluyum.
bugün yalnız bu kadar, darılmayınız
salı yine gelirim, hoşça kalınız:)
Nasıl özlemişim blogumu, tarifi yok. Meğerse ne büyük lüksmüş, kendi başıma kalıp şuraya iki satır yazabildiğim anlar. Canım kızım beş ay on günlük oldu. Onunla ilgili anılarımı yazdığım bir defterim hali hazırda var dolayısıyla burada çok detaylı bahsetmeyeceğim. Burayı beynimin ve kalbimin yüzde doksanını doldurmuş olan bebekli hayattan bir kaçış noktası olarak kullanmaya karar verdim. Ne kadar bağımsız kalabilirim bilmiyorum:) Ama deneyeceğim. Edebiyat, müzik, film olabilirse seyahat belki biraz resim hakkında yazmak istiyorum.( Resim sanatı hakkında bilgim olduğu için değil yazarak ve anlatarak öğrendiğim için) Ve tabi akıp giden hayatımdan da bir şeyler paylaşmak istiyorum. Buraya söz vermek beni dürtsün istiyorum. 20 Haziran yani bugün itibariyle her salı bir yazı yazacağım. Konu ne olur şimdilik bilmiyorum. Bugünlük bu haftamın gündemini yazayım. Yazmak olayından iyice koptuğum için bugünlük madde madde gideceğim.
*Nora'ya bugün ilk defa bir çay kaşığı yoğurt verdim. (ha neydi, bebekli hayattan bahsetmeyecektim.)
*Bayramda İstanbul'da kalma kararı aldık. Hem evde de yapılması gereken ufak tefek işler var, iyi oldu.
*Fİ'yi herkes gibi ben de severek izledim bitirdim. Sonu çok fazla Black Swan olmamış mı?!
*Bir sürü yarım kalan kitabım var ve bu çok canımı sıkıyor.
*Nora'ya mama sandalyesi alacağız ikea antilop düşünüyorum, burayı okuyan anne varsa fikrini belirtirse çok memnun olurum.
*Bazı kitaplarımı ayıklamak istiyorum bedava da verebilirim ama gerçekten okuyacak biri olsun istiyorum bir de elden alma imkanı olsun istiyorum çünkü çoğu zaman dışarı çıkma şansım olmayabiliyor.
*Japonya'yı çok özlüyorum.
*İki yüzlü, yanar döner insanları çok kafama takıyorum.
*Deniz Bolsoy Erdem'in Terapi Defteri kitabını sonunda parama kıyıp aldım, pişman değilim.
*Dün akşam film kanalında 'Gelinin Babası' filmini izledim ve ilk defa evin küçük kızı rolüyle eşleştirmedim kendimi artık gelinin annesi olmuştum. Çok tuhaf.
*Sergül geldiği için mutluyum.
*Ceren geleceği için umutluyum.
bugün yalnız bu kadar, darılmayınız
salı yine gelirim, hoşça kalınız:)
23 Ekim 2016
dolu dolu film festivallerinden tek filmli günlere
Bundan iki hafta önce pazartesi günü çok kıyak bir gün geçirdim. Resmen hayattan bir gün çaldım halbuki eskiden böyle günlerim çok olurdu. Hem de eşimle beraber. Ama işte hayat gailesi dedikleri tam da bu olmalı.
Pazartesi günü doktor görüşmem vardı, oradan çıktım direk taksime. Öğle vaktiydi ve karnım acıkmıştı. Hemen atladım tramwaya doğru Galatasaray'ın oradaki Otantik Ev Yemekleri Lokantasına.
İçeri girdim, üst kat hep sakin olur. Garsona daha merdivenlerde dedim 'sen bana bi karışık otantik tabak hazırla bi de kola, ben tuvalate gidip geliyorum, üst köşe masaya koy'. O karışık tabağa bayılıyorum, keşkek, hıngal ve içli köfte! İnanılmaz keyifli.... Oradan sokağı izledim eskiden ne çok geldiğimizi düşündüm. Üniversitede dersler kaçta biterse bitsin yolumuz oradan eve giderdi:)
Çıktım Mephistoya uğradım. Aslında bir kaç kitap aldım elime incelemek istedim ama bir sandalye koltuk atmamışlar ki rahat rahat bakalım. Çıktım üst katta kafesine oturdum. Çok tatlı çalışanları var. Niyetim film festivali kapsamında seçtiğim filme girmekti. Ama bileti son dakika kapıdan alacaktım o yüzden yarım saat kala kalktım. Yarım saat ayakta bekleyişten sonra, cillop gibi bie yer buldum kendime ve ha-ri-ka bir film izledim. 'Kaptan Fantastik' çocuk gelişimi, okulsuz eğitim olsa nasıl olurdu daha bir sürü şeyi işleyen ve bende defalarca daha izleme isteği uyandıran bir film oldu. Kesinlikle herkese tavsiye ederim, sıkılmadan izleyeceğiniz garanti. O çocukların kültür seviyesi beni yerin dibine soktu. İzleyin derim başka bir şey demem.
Sonra yine bir Mephisto yaptım ama bu sefer kırtasiye bölümüne oradan da eve geçtiğimde mükemmel bir günün sonuna gelmiştim tek üzüntüm bu güzel filmi eşimin izleyememiş olmasıydı. Anlatmamak için kendimi zor tutsam çok başarılı olamadım:) Neyse ki bir hafta sonra internete düştü de beraber de izleyebildik. Sonrası ise bir haftalık grip hayatım oldu. Hayattan yeniden soğudum. Japonya'
dan beri kedi sahiplenme isteğim vardı. Ama bu hastalık döneminde vazgeçtim. Çünkü hastalandım annem geldi baktı ama ben hastalandığımda kedime kim bakacak:( İşte böyle deli fikirler kafamda, çünkü her şey bitti o kaldı:) Bakalım bu hafta nelere gebe?
Pazartesi günü doktor görüşmem vardı, oradan çıktım direk taksime. Öğle vaktiydi ve karnım acıkmıştı. Hemen atladım tramwaya doğru Galatasaray'ın oradaki Otantik Ev Yemekleri Lokantasına.
İçeri girdim, üst kat hep sakin olur. Garsona daha merdivenlerde dedim 'sen bana bi karışık otantik tabak hazırla bi de kola, ben tuvalate gidip geliyorum, üst köşe masaya koy'. O karışık tabağa bayılıyorum, keşkek, hıngal ve içli köfte! İnanılmaz keyifli.... Oradan sokağı izledim eskiden ne çok geldiğimizi düşündüm. Üniversitede dersler kaçta biterse bitsin yolumuz oradan eve giderdi:)
Sonra yine bir Mephisto yaptım ama bu sefer kırtasiye bölümüne oradan da eve geçtiğimde mükemmel bir günün sonuna gelmiştim tek üzüntüm bu güzel filmi eşimin izleyememiş olmasıydı. Anlatmamak için kendimi zor tutsam çok başarılı olamadım:) Neyse ki bir hafta sonra internete düştü de beraber de izleyebildik. Sonrası ise bir haftalık grip hayatım oldu. Hayattan yeniden soğudum. Japonya'
dan beri kedi sahiplenme isteğim vardı. Ama bu hastalık döneminde vazgeçtim. Çünkü hastalandım annem geldi baktı ama ben hastalandığımda kedime kim bakacak:( İşte böyle deli fikirler kafamda, çünkü her şey bitti o kaldı:) Bakalım bu hafta nelere gebe?
01 Ekim 2016
Baba ve Piç
Üstümden etkisi silinmemişken taze taze yazmak istedim. O yüzden yine pat diye giriyorum olaya. Şimdi bir durdum, zaten hayatımda da hep böyle değil miyim? Bir şeylere uzun uzun hazırlanmanın büyüyü bozacağına inanırım hep, ya da olmayacağından korkarım. O yüzden de her şeyi paldır küldür yaşarım. Neyse...
Epeydir twitterım kapalıydı bir iki ay önce yeniden açmıştım. En sevdiğim yönü, çoğu kültür sanat olayını buradan takip edebilmek. Mesela ben tiyatroyu çok severim kesin daha önce de yazmışımdır. Evimiz Üsküdar Müsahipzade Celal Sahnesi'ne çok yakın olduğu için ortaokul lise dönemlerimde neredeyse hiç oyun kaçırmadım diyebilirim. Hatta o yıllara ait oyun düzeni kataloglarımda hala en değerli hazinelerim arasında. Şimdi ise bir çok değerli sanatçı görevinden alındı. Şehir tiyatroları çok değişti. Bence izleyici kalitesi de çok düştü. Susmayan telefonlar, geç gelen izleyiciler, konuşanlar... Twitter diyordum işte oradan çok sevdiğim ve Elif Şafak bugün bu hale gelmeden önce yazdığı bir roman olan Baba ve Piç'in Talimhane Tiyatrosu'nda seyirciyle buluşacağını öğrendim. Çok da heyecanlandım. Çünkü daha önce Zorlu Center'a gelmişti ve bilet bulamamıştım. Neyse ki bu sefer hem erken davrandım hem de şanslıydım. Çok kibar bir beyefendiden iki kişilik yerimi rezervasyon ettirdim. Sahneyi bilmediğim için seçimi ona bıraktım o da mükemmel bir yer ayarlamış sağolsun. Oyunu izlemeye gelen bir çok değerli tiyatro sanatçısından bile güzeldi yerim. Deniz Gökçer, Çiçek Dilligil herkesin mutlaka tanıdığı ama bir seferde ismini söyleyemeceği daha bir sürü oyuncu vardı. İyi ki de yerimize son dakika geçmemişiz de rahat rahat görme imkanım oldu sevdiğim bu güzel insanları.
Sahneye bakış üç ayrı pozisyondandı. Ben ilk kez standart dışı bir sahne görmüş oldum böylelikle.
Oyuna gelecek olursak kitabı okumuş olanlar bilirler. Türk Ermeni meselesini temele alan bir konusu var. O yüzden bazı kişilere hitap etmeyebilir. Aslında en çok da o 'bazı kişilerin' izlemesi ve anlaması gerek ya neyse. Oyunculuklar güzeldi. Yalnızca oyunun tek erkek oyuncusu olan Gökçen Gökçebağ'ı beğenemedim. Aşırı ciddiyetsiz geldi bana. Sanki sahneye şakacıktan çıkıyormuş gibi. Ama O'nu internetten araştırırken babasına denk geldim. Yalçın Gökçebağ, ressamış. Çok beğendiğim tabloları oldu. Konuyu dağıtmayayım. İlgilenirseniz şuna tıklarsınız.
En çok da Rose rolünü canlandıran İdil Yener'i beğendim. Ve kızıma vermeyi düşündüğüm isim olan Nora Tokhosepyan'ı çok sevdim inanılmaz derecede Rory'e benziyordu tarz olarak.(Oyundaki tarzı)
Oyunda en çok sevdiğim kısım ise önemli olanın Türklerin Orta Doğu ülkesi mi yoksa Avrupa Ülkesi mi olduğu tartışmasından çok aslında Türklerin kendi içinde çok farklı kesimlerinin olduğunun yani Türkün Türke yabancı olduğunun 'alkolik karikatürist' tarafından yapılan tespiti idi. Ne kadar doğru şeyler söyledi.
Bilet fiyatları iki kategoride 40 ve 50 tl. Yeri ise Şişli Musevi Mezarlığının karşısında. Bir alışveriş merkezinin içinde. C bloktan giriliyor. İçerisini pek sevmedim ama tiyatro alanı güzeldi.
Velhasılı kelam sezonu çok güzel bir oyunla açmış olduk. Çok keyif aldık. Tiyatronun sahibi ve oyunun yönetmeni olan Mehmet Ergen'e bu güzel atmosfer için teşekkür ederiz.
http://tiyatrolar.com.tr/etkinlik/baba-ve-pic
12 Ağustos 2016
imlasız bir yaz yazısı
selam canım blog
bu günlerde adada ikamet ediyoruz. bol oksijen, toprak ve deniz. gerçekten çok iyi geldi. tek eksik bir divan şu balkonda. her yemekten sonra uzanmak istiyorum o divana. eşim bu oryant tarafımdan çok endişeli, nereye de götürse beni. halaylar çekip, divanlar arıyorum...
goodreadste kendime uçuk bir hedef koymuşum ne akla hizmet bilmiyorum. buradayken bol bol okuyabiliyorum. belki sene sonunda hedefin yarısına ulaşırım. bugün de peter pan i bitirdim. pek beğenmedim. ben niye böyleyim allahım herkesin bayıldığı fantastik şeylere ben niye bağlanamıyorum.
bebeğimiz olacak inşallah. cinsiyeti de kız:) 18. haftadayız. artık her an hareket edebilirmiş. heyecanla onu bekliyoruz.
hamilelikte saç kesilmez diyorlardı ama ben dayanamadım kestirdim. hem de küt. hiçbir zaman saçına şekil verebilen bi insan olmadığım için, hep uzun olan saçlarımın tepemde duruşuna daha fazla dayanamadım.
hayatımda ilk defa fox dizisi izliyorum. ismi no 309. başroldeki kızla hamileliğimiz aynı gidiyor diye mi ne sardı beni bi de oyuncular çok iyi. sevinç erbulak bile var, esas kızla esas oğlan dışında herkes çok iyi oynuyor. var mı izleyen?
yakın arkadaş çocuğu da başka seviliyor. bizim bi ezelimiz var baldan tatlı. yalnız yetiştirme ne kadar önemli bu sahillerde daha iyi anladım. her taraf çocuk kaynıyor. anneler kızıyor bağırıyor falan. ben ezelin annesinin yani biricik arkadaşımın bağırdığını hiç görmedim. büyük insan gibi hep konuşuyor. ezel de hiçbir şey tutturmuyor.
bir başka canım arkadaşımsa yakında nişanlanıyor. eğleneceğiz ne güzel:)
ve bir başka yakın arkadaşımsa bu hafta kpss ye girecek. özel sektörde çalışmasına rağmen iki senedir gecesini gündüzüne kattı bu sınav için. mahvedilmiş bu düzende ne kadar şansı var bilmiyorum ama en güzelini diliyorum onun ve emek veren herkes için.
bu da böyle bir gündem değerlendirmesi olsun. çınarlıdan sevgiler:)
bu günlerde adada ikamet ediyoruz. bol oksijen, toprak ve deniz. gerçekten çok iyi geldi. tek eksik bir divan şu balkonda. her yemekten sonra uzanmak istiyorum o divana. eşim bu oryant tarafımdan çok endişeli, nereye de götürse beni. halaylar çekip, divanlar arıyorum...
goodreadste kendime uçuk bir hedef koymuşum ne akla hizmet bilmiyorum. buradayken bol bol okuyabiliyorum. belki sene sonunda hedefin yarısına ulaşırım. bugün de peter pan i bitirdim. pek beğenmedim. ben niye böyleyim allahım herkesin bayıldığı fantastik şeylere ben niye bağlanamıyorum.
bebeğimiz olacak inşallah. cinsiyeti de kız:) 18. haftadayız. artık her an hareket edebilirmiş. heyecanla onu bekliyoruz.
hamilelikte saç kesilmez diyorlardı ama ben dayanamadım kestirdim. hem de küt. hiçbir zaman saçına şekil verebilen bi insan olmadığım için, hep uzun olan saçlarımın tepemde duruşuna daha fazla dayanamadım.
hayatımda ilk defa fox dizisi izliyorum. ismi no 309. başroldeki kızla hamileliğimiz aynı gidiyor diye mi ne sardı beni bi de oyuncular çok iyi. sevinç erbulak bile var, esas kızla esas oğlan dışında herkes çok iyi oynuyor. var mı izleyen?
yakın arkadaş çocuğu da başka seviliyor. bizim bi ezelimiz var baldan tatlı. yalnız yetiştirme ne kadar önemli bu sahillerde daha iyi anladım. her taraf çocuk kaynıyor. anneler kızıyor bağırıyor falan. ben ezelin annesinin yani biricik arkadaşımın bağırdığını hiç görmedim. büyük insan gibi hep konuşuyor. ezel de hiçbir şey tutturmuyor.
bir başka canım arkadaşımsa yakında nişanlanıyor. eğleneceğiz ne güzel:)
ve bir başka yakın arkadaşımsa bu hafta kpss ye girecek. özel sektörde çalışmasına rağmen iki senedir gecesini gündüzüne kattı bu sınav için. mahvedilmiş bu düzende ne kadar şansı var bilmiyorum ama en güzelini diliyorum onun ve emek veren herkes için.
bu da böyle bir gündem değerlendirmesi olsun. çınarlıdan sevgiler:)
01 Temmuz 2016
hello again
Japonya'nın bitişi, Türkiye'ye geliş oradan Amerika'ya gidiş oradan hızla dönüş derken bünyem altüst olmuş durumda-idi. Gerçekten dibi buldum gibi. Ama gidiyorum gidiyorum bakıyorum ki dibin sonu yok. Ağlamaktan gebersen de değişen hiçbir şey olmuyor. Baş ağrısı ekleniyor yürek ağrına.
Ne oldu da bugün yazmak istedim, sanırım Sergül'ü okumak, onun hayatına tanıklık etmek. Sanırım tanıdığım en güçlü insan. Çünkü hayatta kalmak demek nefes alıp vermek değil, onun hakkını vererek yaşamaya çalışmak. Ve O bunu yapabilen nadir insanlardan. Her türlü eleştiriden uzak kalmaya çalışarak 'kendi olarak kalabilen' bir güzel insan.
Sergül benim tanıdığım birisi eminim onun gibi nice hayat kahramanları vardır. Bense 'yapım bu' diyerek dünyayı kendime dar edip duruyorum. Ve bu gidişata bir son vermeye karar verdim bu sabah. Elimden geldiğimce deneyeceğim. Yaşadığım her dakikanın hakkını vermeye çalışacağım. Kendime söz veriyorum. Buraya da yazıyorum ki dönülmez olsun sözüm.
ADİOS AMİGOS
Ne oldu da bugün yazmak istedim, sanırım Sergül'ü okumak, onun hayatına tanıklık etmek. Sanırım tanıdığım en güçlü insan. Çünkü hayatta kalmak demek nefes alıp vermek değil, onun hakkını vererek yaşamaya çalışmak. Ve O bunu yapabilen nadir insanlardan. Her türlü eleştiriden uzak kalmaya çalışarak 'kendi olarak kalabilen' bir güzel insan.
Sergül benim tanıdığım birisi eminim onun gibi nice hayat kahramanları vardır. Bense 'yapım bu' diyerek dünyayı kendime dar edip duruyorum. Ve bu gidişata bir son vermeye karar verdim bu sabah. Elimden geldiğimce deneyeceğim. Yaşadığım her dakikanın hakkını vermeye çalışacağım. Kendime söz veriyorum. Buraya da yazıyorum ki dönülmez olsun sözüm.
ADİOS AMİGOS
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

