Blogumu özledim. İstanbul'u da. İstanbul'daki kitapçıları, Galata'da çay içmeyi.
Japonya ile ilişkim görücü usulü ile başlayıp aşka dönen evliliklere benziyor. Bir sebeple geldik hiç merakım yoktu, geldiğimde çok ağladım, zaman zaman çok isyan ettim şimdi ise çok özel bir bağım olduğuna inanıyorum.
Kendimi en çok dostlarıma, sevdiklerime anlatarak keşfediyorum, insanın en büyük zenginliği seni olduğun halinle seven yakınlarının olması. Onlarla olgunlaşıyorum, ben oluyorum. Etrafımdaki beni güçlendiren güçlü kadınlarımın varlığı beni inanılmaz gururlandırıyor. İnsan sevmeyi seviyorum. Sevmeyi çok seviyorum.
Okumayı çok seviyorum bu demek değil ki çok okuyorum hatta çok az okuyorum ama beni dünyasına alan yazarları çok kez okuyorum, açıp açıp okuyorum. Yazdıklarını hayatıma harmanlıyorum ve böylece benle yaşıyorlar, benden bir parça oluyorlar. Onlara minnetarım.
Korkularım prangalarımmış onlardan kurtuluyorum, hafifliyorum.
Güzel filmler izliyorum. 'The Way' filminden sonra alttaki satırlar geliyor içimden.
Nereye yürüdüğün önemli değil aslında belki de yalnız yürüdüğün her yol bir hac yolculuğudur.
10 Mayıs 2015
12 Ocak 2015
Weltschmerz*
Selamlar
Öncelikle bu güzel yeni yıl kartlarım için sevgili Natali'ye, Alin'e ve Havise'ye teşekkürü bir borç bilirim. Hepsi birbirinden güzel. Ben bu sene tam o dönem ağır bir öksürük krizi etkisi altındayım sebebini çok sonra bulduğumuz, geceleri uyutmayan ve maskeyle yaşadığım bir dönem. Çok şükür sonra doktoru değiştirdik ve çözüldü. İki senedir evde steril bir hayat yaşayıp, birdenbire ana okulunda ağzını kapatmadan öksüren hapşıran, hiç durmadan hareket ederek toz kaldıran miniklerimin yuvası alerji yapmış bana. İğnelerle çözdük olayı neyse ki şimdi iyiyim ama kart atamadım içimde kaldı.
Fakat üstteki satırların sahibi yeni senenin ilk filmi olan The Elephant Man'i izlerken hiç de hassaslaşmamıştır ilginç bir şekilde. Hatta ekşide bir yorumda bu filmi izleyip de ağlamayan insan evladı yoktur diyor. Uhuu bizi kimler doğurdu acaba:) Elbette çok seveni var kült bir film. Ya çok büyük beklentilerle izlediğim için olduramadım ya da bazı sahneleri çok abartı buldum. Gerçekten uzaklaştım halbuki yaşanmış bir hikayeymiş. Filmin sonunda öğrendim bunu belki başta bilseydim daha farklı izlerdim. Çünkü ilk başta kurguymuş gibi geldi. Böyle bir deformasyon olamazmış gibi. Siz ne düşünüyorsunuz bu film hakkında merak ediyorum.
Bugün Japonya'da resmi tatil yirmi yaşına girmiş Japon gençleri geleneksel kıyafetlerini giyip, sokaklarda boy gösteriyorlar, eğlence tertipliyorlar. İlgilisi için buraya bir video linki ekliyorum.
İyi haftalar efendim...
*Almanca'da dünya ağrısı demek. Ama şu geniş tanımı daha çok beğendim.
dünyanın varoluşundan bu yana var olan tüm canlıların hayatları içerisinde yaptıkları tüm eylemlerin ve yarattığı sonuçların anlamsız olduğunu, bundan sonra da var olacak tüm canlıların yapacakları hiçbir eylemin ve yarattığı sonucun anlamı olmayacağını düşünen insanların ruh halini anlatır.
kaynak: https://eksisozluk.com/entry/39192285
25 Aralık 2014
Çocuk Dünyası
Ben yaptım:)
Öyle üç günlük tatiller kesmiyor. Ne de olsa temmuz kızıyım.
Gerçi bin şükür şu anda bir işim var. Bir anaokulunda çalışıyorum. Vakit çok hızlı geçiyor. Sürekli bir şeyler öğreniyorum. Benim etrafımda hiç çocuk olmadı eğer çocuklu bir misafir gelirse eve o zaman da hemen kardeşim devreye girerdi. Kendisi çocuk mıknatısı bugüne kadar ona bayılmayan tek bir çocuk görmedim. Zaten kendisi çok tatlı bir anaokulu öğretmeni. Bense hep ağır ablaydım. Benim muhabbetim hep büyüklerle idi. Hatta şöyle de acı bir söylem var hakkımda yan komşumuz tarafından söylenen "Neslihan hiç çocuk olmadı ki..." yani maalesef öyleydi. Fabrika ayarlarım öyle:)
Ama evrenin benim üstümde bir projesi var. Bana illa ki öğretecek bazı şeyleri. Bir
kere deniyor baktı yapamıyorum gidiyor bir üç beş sene sonra yine karşıma getiriyor. Aa o zaman hakikaten de üstesinden geliyorum. Öğretmeden bırakmıyor kesinlikle. İşte şimdi de bu iş. Sen misin çocuk dilinden anlamayan al sana her yaş grubundan çocuk. İşe başladığım ilk günler dediğim galiba Japonya'da kodese gireceğim çocuğu camdan fırlatan cani anaokulu öğretmeni olarak:)) Çünkü çocuklar bana alışana kadar epey zorlandım. Neden bilmiyorum sanki başlar başlamaz tüm çocuklarla anlaşacağımı düşündüm! Ne saçma değil mi sonuçta onlar da insan küçük insan. Hepsi de cin gibi akıllı. Ve insan dediğin zamanla alışır sever. Bildiğin ilk günler içimden bazı çocuklara diş biliyorum, bana zorluk çıkartanlara:) Kafam bir gidip geliyor yani. Ortaokul ve lise de çalışmış bir insan olarak en zor grubun anaokulu olduğunu söyleyebilirim. Ama en çok şeyi de onlardan öğreniyorum. Mesela çocuk çorabını çıkarmış giydirmeye çalışıyorum o giymek istemiyor giy yavrum giy canım yok kesinlikle istemiyor. Oradan bizi dinleyen başka bir küçük hanım diyor ki çorapsız çocuğa 'Doktora gitmek ister misin çünkü çorap giymezsen hasta olursun ve hasta olursan dr iğne yapar ister misin bunu' diyor. Ve hoop o çoraplar giyiliyor. Her şey bir o kadar basit ama hepsi bana yabancı o yüzden her günüm öğrenmekle geçiyor sayısız dersle. Çocuklar çok zengin bir dünya. Hepsi birbirinden farklı kendine özgü. Sonra nasıl tektipleşiyoruz. Hayret ve acı doğrusu.
Çocuklardan başka bir de anaokulunda yapmam gereken iş el işi. Yani kesme, biçme, boyama, pano hazırlama... Ki ben yine ortaokulda tüm el işi ödevlerimi birilerine yaptırmış bir insanım. Hayatta bir şey beceremem. Ama burada önüme koyuyorlar el işi kağıtlarını makası çam ağacı yapacaksın diyorlar. Yok penguen yapacaksın diyorlar. El mahkum yapıyorum ve nasıl güzel bir terapi oluyor bana anlatamam.
Bir de çocukların beslenme çantalarına değinmek isterim. Zaten bu konuda bir belgesel bile var. Anneler neler yapıyor görmelisiniz. Koy bir sandviç yolla gitsin diye bir anlayış yok. Her kap bir sanat eseri.
Geçen sene dileklerim arasında bu sene bir işe girebilmek vardı çok şükür gerçekleşti. Umarım 2015 de sağlıklı, güzel ve ailemizle birlikte olabildiğimiz bir yıl olur. Mutlu seneler.
02 Kasım 2014
Dolmakalem Günü
Kutlanmaya 2012 yılında başlandığında hiç haberim olmayan bu özel güne 2014 yılında iki adet dolmakalemimle giriyorum. Nasıl başladı bu merak?Şöyle ki; hikaye yazmayı seven sevgili arkadaşım Berrak'a bir doğum günü hediyesi arayışındaydım. Ve gözümde yazarlığa namzet olduğu için mutlaka bir dolmakalemi olması gerektiğini düşünerek başladım araştırmaya çok da güzel bir blog keşfettim bu aşamada ve bu kadar geç keşfettiğim için çok üzüldüm. Neyse ki her gün eskilerden okuyarak günümü güzelleştiriyorum.(http://www.banasikcayaz.com)
Blogunda çeşit çeşit dolma kalem tanıtmış ama ben yine instagram ünlüsü Lamy'de karar kıldım arkadaşım için.
Ona hediyesini gönderdikten kısa süre sonra da eşim gittiği bir şehir dışı konferans sonrası bana dolmakalemle geldi. Çok mutlu oldum. Böylelikle ilk dolmakalemim Pilot Kaküno oldu. Pembeli grili çok şirin tam bir başlangıç kalemi almış.
Ama pür heves yazan, kalemini yanından ayırmayan ben sakınan göze çöp batar misali çantama anahtarımı koyarken kalemim düştü, merdivenlerden yuvarlandı, kapağı açıldı ve sonuç olarak ucu yamuldu.
Düzeltmeye çalıştı eşim yaptı da ama eski tadı yok sanki daha kalın yazıyordu şimdi daha bir inceldi sanki. Buna üzüldüğümü duyan ve kendisi de bir kalemsever olan sevgili kayınpederim/babam bize yolladıkları yiyecek kolisinin içine adımı yazdırdığı Parker marka dolmakalem göndermiş. Kutuda gördüğümde sevinçten çığlık attım. Hiç beklemediğim bu harika düşünce beni çok mutlu etti. Sevmek sevilmek pek güzel şey.
Dün de ona mürekkep aldık pür heves ve de Rhodai defter aldık çünkü gözlemlerime göre dolmakalemseverler pek bir seviyorlar kendisini dedim vardır bir hikmeti. Denedim arkaya mürekkep geçirmiyor, yazımı kolay.
Bugünün esbab-ı mucizesine atıfta bulunan bir yazı yazmak istedim. Bakalım geçici bir heves mi bizimkisi yoksa ömür boyu sürer mi zamanla göreceğiz.
***Dolmakalem mi dolma kalem mi?
http://erguvankalem.blogspot.jp/2012/10/kalemden-kursun-dolmadan-murekkep.html
Blogunda çeşit çeşit dolma kalem tanıtmış ama ben yine instagram ünlüsü Lamy'de karar kıldım arkadaşım için.
Ona hediyesini gönderdikten kısa süre sonra da eşim gittiği bir şehir dışı konferans sonrası bana dolmakalemle geldi. Çok mutlu oldum. Böylelikle ilk dolmakalemim Pilot Kaküno oldu. Pembeli grili çok şirin tam bir başlangıç kalemi almış.
Ama pür heves yazan, kalemini yanından ayırmayan ben sakınan göze çöp batar misali çantama anahtarımı koyarken kalemim düştü, merdivenlerden yuvarlandı, kapağı açıldı ve sonuç olarak ucu yamuldu.
Düzeltmeye çalıştı eşim yaptı da ama eski tadı yok sanki daha kalın yazıyordu şimdi daha bir inceldi sanki. Buna üzüldüğümü duyan ve kendisi de bir kalemsever olan sevgili kayınpederim/babam bize yolladıkları yiyecek kolisinin içine adımı yazdırdığı Parker marka dolmakalem göndermiş. Kutuda gördüğümde sevinçten çığlık attım. Hiç beklemediğim bu harika düşünce beni çok mutlu etti. Sevmek sevilmek pek güzel şey.
Dün de ona mürekkep aldık pür heves ve de Rhodai defter aldık çünkü gözlemlerime göre dolmakalemseverler pek bir seviyorlar kendisini dedim vardır bir hikmeti. Denedim arkaya mürekkep geçirmiyor, yazımı kolay.
Bugünün esbab-ı mucizesine atıfta bulunan bir yazı yazmak istedim. Bakalım geçici bir heves mi bizimkisi yoksa ömür boyu sürer mi zamanla göreceğiz.
***Dolmakalem mi dolma kalem mi?
http://erguvankalem.blogspot.jp/2012/10/kalemden-kursun-dolmadan-murekkep.html
30 Ekim 2014
Kitap Dökümü
Selam
Zaten az yazdığım blogumun en azından her aya ait bir yazısı olsun istedim. Bir de en son nisanda yaptığım kitap dökümüme devam edeyim dedim.Hemen başlıyorum kısa kısa bahsetmeye...
1. Herman Melville: Moby Dick
Bir klasiği klasik yapan nedir sorusunun cevabı bence bu kitapta. İlk baskısını 1851 senesinde yapmış bu kitabın değindiği kavramlar, konular bugün hala bizim aklımızı aynı derecede kurcalayan şeyler.
Nice paragrafın altını çizdim okurken, işte bunlardan birkaç tanesi:
"Ey insanoğlu! Balinaya bak da ona benzemeye çalış!
Sen de buzlar arasında sıcak kalmasını öğren.
Bulunduğun dünyada , o dünyanın bir parçası olmadan yaşa. Ekvatorda serin ol; kutuplarda kanın
donmasın. Her mevsimde kendi sıcaklığınla yetin ey insanoğlu!"
"Aynı derde tutunanlar birbirlerini iyileştirirler."
Mutlaka okunması gereken bir kitap. İlerleyen senelerde yine okumak isterim.
2.Peyami Safa: Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
Bu kitap bana sevgili arkadaşım Neslihan'ın hediyesi olarak geldi. Peyami Safa okumayı sever biri olarak ayrıca sevindirdi beni. Bu kitabı evvelden bir edebiyat hocasından yazarın en iyi kitabı olarak da duymuştum merak ediyordum. Ama çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Çünkü bazı bölümler çok uzatılmış geldi bana ve sıktı. Bence yazarı en iyi kitabı 'Yalnızız' okumak isteyen onla başlasın derim.
"Sevgiliyi görmek ümidinde, ölüyü diriltecek bir enerji kaynağı olduğunu, şimdi yaşayarak anlıyordu."
3.Ayfer Tunç: Yeşil Peri Gecesi
Bu kitabım da sevgili dostum Berrak'ın doğum günü hediyesiydi bana. Bu kitabı da çok merak ediyordum çünkü 'Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi'ni okurken, herkes Yeşil Peri Gecesi'ni okumamı salık vermişti bana.
Bir kere bu kitap sağlam moral gerektiriyor okurken yani benim gibi okuduklarından etkilenen bir süre hayata o karakterlerle devam eden birisi iseniz çok dikkatli olmanız lazım. Kitaptaki ajitasyon yapmadan verilen acı çok yan yakıyor. Okurken kitapta da geçen şu cümleyi yaşamanız olası:
"Hayat bugün, bir yanımızdan Boğaz'ın o serin suları akarken, kurumuş bir dere yatağı gibi ümitsiz. Bir zamanlar buradan gürül gürül sular akardı. Nereye gitti hayatın o güzel suyu?"
4. Zülfü Livaneli: Serenad
Bu kitap da haziran ayında Japonya'ya gelen kuzenin elindeydi burada bitirmesini sağlayıp burada bıraktırdım okuyabileyim diye. O esnada da bu kitabın çok seveni olduğunu gördüm. Struma Olayını ilk defa duymuş olanlar için şaşırtıcı olabilir belki ama bana çok yüzeysel mesajlar veren bir kitap gibi geldi. Eğer kitabı okuyup da çok sevenlerde kendinden farklı olan insanlara karşı bir farkındalık başlatmışsa ne mutlu. Ama beni heyecanlandıran bir kitap olduğunu söyleyemeyeceğim ve hatta yazarını bilmesem Ahmet Ümit- Elif Şafak ortak yapımı sanabilirdim.
5.Murathan Mungan: 227 Sayfa
Mungancığım benim canım, O benim okulum. Ondan hep öğreniyorum hep öğreniyorum. Ki O da şöyle söylemiş:
"Ben yazarlık yaşamım boyunca okuruma hep sıra arkadaşım muamelesi yaptım. Benim gördüğüm filmi o da izlesin, benim okuduğum kitabı o da okusun, benim üzerine kafa yorduğum konuları o da düşünsün, hafta sonlarımız birbirine benzesin istedim."
İşte bu kitapta onun izlediği filmler, okuduğu kitaplar, dinlediği müzikler ve kafa yorduğu konular üstüne bir kitap. Kafa açıcı, meraklısına:)
Yazıyı burada sonlandırıyorum diğer altı kitabı da bir başka yazıya yazarım artık. Sevgiler:)
Zaten az yazdığım blogumun en azından her aya ait bir yazısı olsun istedim. Bir de en son nisanda yaptığım kitap dökümüme devam edeyim dedim.Hemen başlıyorum kısa kısa bahsetmeye...
1. Herman Melville: Moby Dick
Nice paragrafın altını çizdim okurken, işte bunlardan birkaç tanesi:
"Ey insanoğlu! Balinaya bak da ona benzemeye çalış!
Sen de buzlar arasında sıcak kalmasını öğren.
Bulunduğun dünyada , o dünyanın bir parçası olmadan yaşa. Ekvatorda serin ol; kutuplarda kanın
donmasın. Her mevsimde kendi sıcaklığınla yetin ey insanoğlu!"
"Aynı derde tutunanlar birbirlerini iyileştirirler."
Mutlaka okunması gereken bir kitap. İlerleyen senelerde yine okumak isterim.
2.Peyami Safa: Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
"Sevgiliyi görmek ümidinde, ölüyü diriltecek bir enerji kaynağı olduğunu, şimdi yaşayarak anlıyordu."
3.Ayfer Tunç: Yeşil Peri Gecesi
Bu kitabım da sevgili dostum Berrak'ın doğum günü hediyesiydi bana. Bu kitabı da çok merak ediyordum çünkü 'Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi'ni okurken, herkes Yeşil Peri Gecesi'ni okumamı salık vermişti bana.
Bir kere bu kitap sağlam moral gerektiriyor okurken yani benim gibi okuduklarından etkilenen bir süre hayata o karakterlerle devam eden birisi iseniz çok dikkatli olmanız lazım. Kitaptaki ajitasyon yapmadan verilen acı çok yan yakıyor. Okurken kitapta da geçen şu cümleyi yaşamanız olası:
"Hayat bugün, bir yanımızdan Boğaz'ın o serin suları akarken, kurumuş bir dere yatağı gibi ümitsiz. Bir zamanlar buradan gürül gürül sular akardı. Nereye gitti hayatın o güzel suyu?"
4. Zülfü Livaneli: Serenad
Bu kitap da haziran ayında Japonya'ya gelen kuzenin elindeydi burada bitirmesini sağlayıp burada bıraktırdım okuyabileyim diye. O esnada da bu kitabın çok seveni olduğunu gördüm. Struma Olayını ilk defa duymuş olanlar için şaşırtıcı olabilir belki ama bana çok yüzeysel mesajlar veren bir kitap gibi geldi. Eğer kitabı okuyup da çok sevenlerde kendinden farklı olan insanlara karşı bir farkındalık başlatmışsa ne mutlu. Ama beni heyecanlandıran bir kitap olduğunu söyleyemeyeceğim ve hatta yazarını bilmesem Ahmet Ümit- Elif Şafak ortak yapımı sanabilirdim.
5.Murathan Mungan: 227 Sayfa
Mungancığım benim canım, O benim okulum. Ondan hep öğreniyorum hep öğreniyorum. Ki O da şöyle söylemiş:
"Ben yazarlık yaşamım boyunca okuruma hep sıra arkadaşım muamelesi yaptım. Benim gördüğüm filmi o da izlesin, benim okuduğum kitabı o da okusun, benim üzerine kafa yorduğum konuları o da düşünsün, hafta sonlarımız birbirine benzesin istedim."
İşte bu kitapta onun izlediği filmler, okuduğu kitaplar, dinlediği müzikler ve kafa yorduğu konular üstüne bir kitap. Kafa açıcı, meraklısına:)
Yazıyı burada sonlandırıyorum diğer altı kitabı da bir başka yazıya yazarım artık. Sevgiler:)
Etiketler:
2014okuduklarım,
227sayfa,
ayfertunç,
kitap,
mobydick,
murathanmungan,
peyamisafa,
serenad,
yeşilpergecesi
15 Eylül 2014
Her zaman kendin ol
Filmi neden beğendim çünkü her şeyden önce hayata çok yakındı. Yani şu anda ülkemizde ve dünyanın geri kalmış çoğu ülkesinde nice yetenekli çocuğun aileleri, çevreleri ve devlet yüzünden harcanıp gitmesi bizim çok alışık olduğumuz bir şey maalesef. Sonra Billy'in babası yine ülkemizde çok rastlayabileceğimiz bir örnek. Billy'in annesi hayatta değildi olsaydı her şey daha kolay olurdu onun için ama şu anda Türkiye'de bile kaç anne oğlunun balet olmasını can-ı gönülden ister bilmiyorum. Yani sırf babalara da yüklenemeyiz. Halbuki geçen gün bir programda Doğan Cüceloğlu'nun dediği gibi:
''Çocuğuna bakacaksın elma mı armut mu muz mu?
Bakarsın ki o da değil portakal bu çocuk.
O zaman ana babaya, eğitimciye düşen 'o çocuğu olabileceği en iyi portakalı yapmak' "
Filmin diğer yüzü olan madenci çilesini ise zaten ülkece en acı şekilde yaşadık aslında biz yaşamadık tabi biz sadece seyrettik biraz üzüldük olan her zaman olduğu gibi bizzat bunu yaşayan ailelere oldu. Zaten ben artık bize yani insana dair ümidimi çoktan yitirdim ya neyse.
Yani demem o ki filmi izlemeyi benim gibi erteleyenler varsa izlesinler en azından kendi hayatımıza dair çok zor hatta imkansız gözüken şeyler için eğer o işe karşı gerçek bir tutkumuz varsa umudun her zaman olduğunu hatırlatmaya yarar bu film ve Billy'nin annesinin mektubunda da dediği gibi "Her zaman kendin ol" düsturunu hatırlatmaya da.
Etiketler:
2014izlediklerim,
billy elliot,
film,
stephen daldry
15 Ağustos 2014
Mutfakta Neler Oluyor
Dün Japon arkadaşlarımızla bir araya gelip japon mutfağının temel yemeklerini hazırladık ve afiyetle yedik. Arkadaşım saat 4 gibi bize geldi evden bir dünya şey getirmiş şaştım kaldım çünkü zaten önce markete gidecektik. Çavan denilen pilav yenen kabı ve miso denilen çorbayı içmek içmek için kase bile getirmiş. Hatta en uç olarak söyleyebileceğim yumurtasını bile getirmiş kızcağız:) Dedim hani markete gidecektik oradan da sebze alacağız dedi. Marketimize gittik ve gerekli malzemeleri alıp, eve geri döndük.
Arkadaşım bunları yaparken öyle düzenli ki bazen Japonya'da yaşayış amacımın bu olduğuna inanıyorum. Düzeni ve sakinliği öğrenmek. Bir kere ne iş yapacaksa ona uygun kılık kıyafetini ve materyallerini hazırlıyor. Misal markete giderken çoğumuz liste yaparız ben onu cebimde kırış kırış yaparım. Arkadaşım ise küçük bir dosya ile gelmiş sadece not kağıdını koymak için! Hele yemek defteri olayına hiç girmiyorum:)
Sonuç olarak dün yine çok güzel bir akşam geçirdik. Buraya geldiğimizden beri ayda bir görüşüyoruz farklı aktivitelerde sayelerinde burayı daha iyi tanıyoruz. Şanslıyız.
Şuraya da bir tenpura tarifi kondurayım soranlar için:)
- 1 bardak soğuk su
- 1 bardak un
- 2 adet yine dolaptan olacak yumurtanın beyazı
(soğuk olmaları çıtır olmasını sağlıyor)
Bu malzemeleri çırpıyorsun sonra kızartmak istediğin sebzeleri kızartıyorsun bizim kabak,tatlı patates vb gibi sebzeleri kızarttık. Ama en beğendiğim, kuşbaşından daha küçük kestiğimiz tavukları, soğan ve mısır taneleri ile beraber buladığımız karışım oldu. Onlar biraz birbirine yapışıyor kızarırken, yerken de harika bir karışım oluyor. Afiyet olsun:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)
.jpg)
.jpg)

.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)