24 Temmuz 2012

Canımdan çok sevdiğim kardeşime:)

Biri var ki hayatımda ben dünyaya geldikten 4 sene sonra peşimden gelmiş anlatması çok güç şimdi insan istiyor ki duygulu bir yazı yazsın kardeşim şöyledir böyledir desin.Yok diyemem biz öyle süper anlaşan kız kardeşlerden değiliz ki.Biz naparız  işten eve gelir naber kardeş deriz iyidir deriz çekiliriz köşemize.Bol bol kıyafet kavgası ederiz ki dillere destan.Ama gel gör ki yaz gelsin kardeş halamın yanına yazlığa gitmek için yola çıkmaya hazırlansın.İşte o günü bizi alır bir hüzün...O sevgi anlatılmaz o koca kız sanki korumasız dünyanın tüm kötülüklerine karşı yalnız küçükken bile içimden dua ederdim allahım lütfen çok akıllı olsun kardeşim çok dayanıklı olsun kimse onu ezip üzemesin...O benim meleğim...Herşeyimizi hatta doğum günlerimizi bile paylaştığımız can yoldaşım .İnsanın böyle güzel böyle naif ve bir o kadar da güçlü bir kardeşinin olması herkese nasip olmaz bu güzelliğin ablası olduğum için çok şanslıyım.Dünyanın neresinde olursak olalım asla kaybetmeyeceğim öbür yarım seni çok seviyorummmm!!!

21 Temmuz 2012

Mutlu doğum haftam:)

Doğum günüm artık kendini aştı kutlamalar bir hafta öncesinden başladı bu sene.Geçen hafta Marmara Adasındaydık ailece.Cuma günü babalar,annem ve aşkımın kız kardeşi ile birlikte yola çıktık.Tekirdağ sonrası feribot ile adamıza gittik.Cuma akşamları bu feribot daha da özelleşiyor babalar feribotu deniyor çünkü cuma akşamları babalar ailelerinin yanına geliyor pazar akşamı da dönüyorlar.Ve öyle güzel bir seromoni oluyor ki Barış Manço'nun "el salla el salla " şarkısıyla yaklaşıyor kıyıya,havai fişekler fırlatılıyor.Kıyıda kadınlar ve çocuklar bekliyor heyecanla duygulanmamak elde değil.Aynı şekilde pazar günleri de hüzünlenmemek...Pazar günü babalar uğurladıktan sonra perşembeye kadar da anneler ve kızları olarak takıldık.Dönmeden bir gün önce de hiç haberim olmadan doğum günü yemeği sürprizi yapmış aşkımın annesi süper bir sofrada levrek ziyafeti çektik.Ve böylelikle doğum günü kutlamam erkenden başlamış oldu.

Bugün de güzel insan canım dostum Zehram beni ağlattı....Beş dakika kapıdan uğrayayım dedi.Bana iki tane Mungan kitabı almış ben harıl harıl yanıma hangi kitabı alacağımı düşünürken huzura kavuştum:)  Bir de bana duygu seli yaşatan notlar yazmış güzel bir karta.Malum Japonya 'da yaşamımın kısa da olsa ilk adımını atıyor olacağım pazar günü.Sarıldık ağlaştık.Dostlardan ayrılmak çok ama çok zor olacak...

Aşağıdaki şirinler de dedemle babaannem de onlara gideceğim yeri gösteriyorum:)


Yolculuk öncesi çok heyecanlıyım tam doğum günümde uçmaya başlayıp 13 saat sonra sevgilime kavuşacağım 23 temmuz'u seviyorum! Umarım her şey güzel olur...Sevgiyle...

05 Temmuz 2012

BİR FİLM BİR KİTAP

Henüz Ahmet Hamdi Tanpınar okuma olgunluğuna erişmemiş olduğumu fark ettim dün.Çünkü evdeyim o kadar çok vaktim var zorluyorum zorluyorum kendimi olmuyor.Bak kızım 100 sayfa devirmeden kalkmayacaksın bu koltuktan diyorum,kalkmıyorum evet hatta iyice serilip uykuya dalıyorum:)Baktım bu böyle olmayacak aradım Naciye'yi-sene başından beri aynı kitapları okuyoruz ve böylelikle daha bir disiplin içinde okumuş oluyoruz-.Durumu anlattım o da sevinçle karşıladı bu kitabı bırakma önerimi ve temmuz ayı için farklı kitaplar okumaya ama sayısının dört olmasına karar kıldık.Ben hemen sürükleyici olduğundan emin olduğum okuma zevkimi bana hemen geri verecek Agatha Christie'nin On Küçük Zenci kitabına.Ve dün gece başladım bu sabah bitti.Gayet başarılıydı.
BU KIZA BA-YIL-DIM!
Gelelim film mevzusuna herhalde herkes izlemiştir ama ben daha yeni izleme fırsatını yakalayabildim.On üzerinden on puan alan bir film benim için A Seperation .Filmi babamla beraber izlemeye başladık.Nader'in alzheimer babası gerçekten yürek burkucuydu ve insanın aklına ister istemez kendi büyükleri geliyor bundan olsa gerek babam ben izlemesem daha iyi diyerek filmi izlemeyi ilk on dakika içinde bıraktı.Ve ben gerisini gözümü ayırmadan bir kere bile durdurmadan izledim.Film de güzeldi oyunculuklar da.Nader ile Simin'in kızını yönetmen Asghar Farhadi'nin kendi kızı oynuyor.Farhadi'nin diğer filmlerini de izlerim bundan sonra.Çok etkilendim,dürüst kalabilmenin zorluklarından,günah baskısının insanın içine işlemiş olmasından...Ve oyuncular o kadar bizdendi ki bence doğu insanı ne kadar zengin olursa olsun gözlerinde hep hüzün var.Hele ki çocuklar ve yaşlılar...Bu arada İçimdeki Yangın filmini sevenler eminim bu filmi de çok severler.Bugünlük bu kadar:)


13 Nisan 2012

Bu haftanın özeti

Festival keyfimize nazar değdi maalesef bir çok biletimiz olmasına rağmen sevgilimin bu pazartesi Japonya'ya gidecek olmasından dolayı acayip yoğun bir hafta geçiriyoruz.Haftanın ilk günleri o tarafa bayram ziyaretleri bu tarafa allahaısmarladık ziyaretleri ile geçti.Diğer iki gün de G.in makale yazmasıyla.Bu akşama yine bir bayram ziyareti bizi bekliyor.Mesela yarın akşama da Şark Dişçi'sine biletimiz var ki o kadar zor bulduk gidip gidemeyeceğimiz hala meçhul:)Bu arada durmadım evde iki tane film izledim biri herkesin bildiği Amelie diğeri de Nesli Çölgeçen'in Denizden Gelen filmi hani sokaklarda görürüz saat,parfüm vs satan siyahi adamlar vardır yanından gelip geçeriz bu biraz onların hikayesi.Her film farkındalık yaratıyor bilmediğin bir dünyanın kapılarını aralıyor ya bayılıyorum o hisse.Bir de filmde oynayan küçük çocuk yerim seni,ye-rim!!!29.İstanbul Film Festival 'de gösterilmiş bu film bence oldukça başarılı.
Bugünlere kısa bir not düşmek istedim fırsat bulmuşken.Sevgiler...

06 Nisan 2012

Bir kutlama,İki film

Salı akşamı babamın doğum günüydü ailece toplandık ailemizin en yeni üyesi sevgilim de geldi:)Güzel bir akşam geçirdik.Çarşamba günü akşamı ise festival programımıza kaldığım yerden devam ettik.Beyoğlu Sinemasında Çingene (CIGAN) filmini izledik.Çek Cumhuriyeti'nde yaşayan bir grup çingenenin hayatını gösterirken olayları bir kişi üzerinden işliyor:Adam isimli bir genç.Filmin babasının ölümüyle başlıyor.Bu olaydan sonra verdiği hayat mücadelesini anlatıyor.Ama arka planda büyük bir ırkçılığı,ayrımcılığı gözler önüne sürüyor film.Film olarak beğendiğimi söyleyemem ama ötekileştirdiğimiz hayatları onların içinden görmenin öneminin büyük olduğuna inanıyorum o yüzden iyi ki izlemişim.

AZRAİLİ BEKLERKEN ÇİZGİ ROMANI
Perşembe günü ise sabah dershaneye gittim iki dersim vardı sonra benim soru çözüm günüm yani bütün gün dershanede olmam gerekiyordu ama çocuklar YGSden yeni çıktıkları için soruları falan yok tabi.Bu durumda da bana güzel,güneşli bir öğleden sonra kalıyordu.Aynı şekilde iş yerinden arkadaşım Ece içinde.Napsak dedik gidip denize nazır bir yerde kitap okuyalım dedik.Kavacık'tan Çengelköy'e geçtik.Önce yemek yedik Çengel'de.Sonra Çınaraltına geçtik bir çay söyledik.Ama o kadar gürültü vardı ki çayımız biter bitmez kalktık.Ve Yeniköy'e geçtik:)Küçük çapta bir İstanbul turu:)Ama Yeniköy'de aradığımız huzuru bulduk.Yeniköy Lokali mi derneği mi ne öyle bir yer o kadar güzel ki üç saat falan oturduk konuştuk okuduk.Gayet güzel oldu.Sonra da Kadıköy'e geçtim ben akşama film vardı.Yani turum bitmedi:)Akşam da Nilü,ben ve sevgilim çok güzel bir film izledik.'Azrail'i beklerken' işte bu film bu seneki festivalin benim izlediklerim arasında en iyisiyidi çok beğendim.Zaten Persepolis'in yönetmeninden.Çizgi romandan uyarlanmış film.İran'da keman sanatçısı olan Nasser'in hayatının sekiz gününü anlatıyor ama ne sekiz gün.Anlatıcı ise Azrail yani sekiz günün sonunda öleceğini söylemek spolier vermiş olmak demek değildir diye düşünüyorum çünkü bu çok açık.Zaten de önemli olan o sekiz günde neler olduğu,daha da evveliyatı hatta.Yani bulun izleyin derim ben çok keyif alacaksınız eminim.


AZRAİLİ BEKLERKEN in MUHTEŞEM AFİŞİ
Şimdi salıya kadar filmimiz yok Paskalya geliyor yoğun bir program bizi bekliyor.Salı gününden itibaren yine yazacağım inş.Sevgiler...

02 Nisan 2012

Film filmi çeker

Ben aslında bugün festivalde izlediğim filmleri yazacaktım ama eve geldiğimde babam,annem,babaannem ve anneannem oturmuş çay ve mısır patlağı eşliğinde "Çınar Ağacı" filmini izliyorlardı ilk yirmi dakikayı kaçırmıştım gerçi ama hemen kuruldum bende.Çok gördüm bu filmi bloglarda izlemeyen bir ben kalmıştım herhalde ama iyi ki de izlemişim çok güzelmiş hele ailenin çınarlarıyla beraber izlemek daha bir manidar oldu.Yönetmeni de Handan İpekçi imiş.Onun "Büyük Adam Küçük Aşk" filmini de çok sevmiştim.

Gelelim bugünkü festival filmlerine ilk film Rexx'teydi bir yol hikayesiydi.Filmin adı Akasyalar idi.Kamyon şoförü ile kamyonuna aldığı çocuklu bir kadınla yolda geçirdikleri kesiti anlatıyordu.Bence izleyen herkes Selvi Boylum Al Yazmalım'ı hatırlamıştır.Hee yanından geçemez ya işte kamyon kırmızı olunca yanına da kadın oturunca insan hatırlamadan edemiyor.Bu kadar sığ bir film yorumu da olamazdı herhalde ya neyse:)



bu klasik fotodan olmazsa olmazdı:)))
Sonra vapurumuza bindik Beşiktaş'a geçtik sevgilimle.Oradan da Taksim karnımızı doyurduk çayımızı içtik yarın babamın doğum günü ona hediye baktık falan.Zaten saat oldu 4.Film bu sefer Fitaş'taydı.Bu seferki sağlam filmdi.İsmi "Karanlıkta Kalanlar".Filmin başında oyuncu birkaç bir şey söyledi derken başladı.Nazi döneminde kanalizasyonda yaşamak zorunda kalan yahudileri anlatıyordu.Hristiyan kanalizasyon görevlisi ise onlara yardım ediyor.Dönem filmi yani.Filmin fotoğrafından Hayat Güzeldir 'e benzetmiştim ama daha farklı çıktı.Bu film gerçek bir hikayeden uyarlanmış."Yeşil süveterli kız"ın kitabından yani yaşadıklarından beyaz perdeye aktarılmış.İnsan göz


yaşlarını tutamıyor.İnsanlar çok vahşi diyemiyorum çünkü bazıları da insan sıfatını o kadar güzel özelliklerle dolduruyor ki genelleme yapamıyorum.Kısacası bu film görülmeli.Bugünün bilançosu ağır oldu bir günde üç film:))YGS de bitti bu arada yarından itibaren LYS konularını anlatmaya başlıyorum.Bu kadar keyiften sonra yarın işe adapte olmak zor olacak herkeste pazartesi sendromu olur biz dershanecilerde salı sendromu:)O yüzden benim için yeni hafta yarın başlıyor dolayısıyla herkese iyi haftalar:))

Festivalin ilk filmi

Festivalin açılışını daha bugün yapabildim.Akşam sevgilimle Taksim'de buluştuk,Ara Cafe'de kahvemizi içtik ve 21.30 da Fitaş'ta başlayacak olan filmimize doğru yollandık.Filmin adı Dipnot bir İsrail yapımı.Cannes 'da en iyi senaryo ödülünü almış böyle bakınca beklenti yüksek oluyor tabi.Film üniversitede araştırma görevlisi olan baba ve oğul arasındaki rekabeti anlatıyor.İkisi de aynı konu üzerinde çalışıyorlar ama oğul hep daha başarılı ama büyük ödülün babaya verileceği açıklanıyor derken olaylar gelişiyor.
Fakat ben çok sıkıldım ve hatta gözümü uykudan kapanmasına engel olmak için çok uğraştım.Allahtan filmin süresi uzun değildi yoksa döşeği serecektim oraya.Çıkışta da sevgilimin kuzeni aradı onun izlediği film çok güzelmiş Kafa Avcıları.Hava da buz gibiydi arabaya gidene kadar donduk.Maşallah nisan hemen yağmuruyla geldi.Yarın iki filmimiz var taze taze yazayım bunu dedim.Ben sanatsal şeyleri kolay çizmem ama buna gitmeyin derim...